KÖRFEZDEN YÜKSELEN ALEVLER;
Körfezden Yükselen Alevler;
Üçüncü Dünya Savaşı ile beraber,
Yeni bir Orta Doğu’nun,
Doğuşunun da habercisi olabilir..
Dört gündür devam eden, ABD–İsrail–İran savaşı,
Artık “ihtimal” değil;
Sahada fiilen süren
Ve
Beraberinde bölgesel dengeleri de,
Alt-üst eden tarihsel bir kırılmadır.
Washington ile Tel Aviv’in,
İran’ın askeri
Ve
“Nükleer” altyapısına yönelik başlattığı kapsamlı saldırılar,
Yalnızca belirli tesisleri değil,
Orta Doğu’nun güç mimarisini hedef almaktadır..
Tahran yönetimi ise,
Bunu açık bir savaş ilanı olarak değerlendirmiş
Ve
Bölgedeki üsler ile beraber,
Stratejik noktalara yönelik misillemelerle karşılık vermektedir.
Gelinen aşamada çatışma,
Sınırlı bir operasyon olmanın ötesine geçmiş;
Çok cepheli,
Çok katmanlı
Ve
Zincirleme sonuçlar üreten,
Bir bölgesel savaşa dönüşmüştür..
Bu savaşın askeri boyutu kadar,
Siyasal anlamı da belirleyicidir.
Washington açısından mesele yalnızca İran’ın kapasitesini zayıflatmak değildir;
Aynı zamanda bölgesel caydırıcılığı yeniden tesis etmek
Ve
İsrail’in güvenlik doktrinini de tahkim etmektir.
Tel Aviv için yürütülen operasyon,
Varoluşsal tehdit algısının askeri karşılığıdır.
Tahran ise doğrudan savaş alanında yıpransa dahi,
Vekil güç ağları,
Füze kapasitesi
Ve
Jeostratejik konumuyla çatışmayı geniş bir coğrafyaya yayabilecek araçlara sahiptir.
Bu tablo,
Savaşın iki
Ya da
Üç devletle sınırlı kalmayacağını;
Bölgesel aktörlerin,
Adım-adım denkleme çekilebileceğini de gösterebilmektedir..
Gerilimin;
Lübnan,
Suriye,
Irak
Ve
Körfez hattına sıçrama ihtimali giderek güçlenmektedir.
Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri hareketlilik,
Küresel enerji güvenliği açısından,
Kritik bir eşik anlamına gelir.
Enerji fiyatlarında yaşanabilecek sert artış,
Avrupa’dan Asya’ya kadar,
Geniş bir coğrafyada,
Enflasyonist baskıyı artırabilir.
Finans piyasalarında güvenli liman arayışı hızlanırken,
Gelişmekte olan ekonomiler kırılgan bir sürece sürüklenebilir.
Dolayısıyla bu savaş yalnızca cephedeki patlamalardan ibaret değildir;
Başta insanlık olmak üzere,
Küresel ekonomi üzerinde derin
Ve
Kalıcı bir sarsıntı üretme potansiyeline sahiptir..
Bu tablo içinde,
Türkiye en hassas jeopolitik eşiklerden birinde durmaktadır.
NATO üyeliği
Ve
Batı ile kurumsal bağları,
Ankara’yı ABD eksenine yaklaştırırken;
İran ile sınır komşuluğu,
Enerji bağımlılığı
Ve
Bölgesel diplomasi kanalları,
Farklı bir denge siyasetini zorunlu kılmaktadır..
Türkiye açısından bu savaş;
Artan enerji maliyetleri,
Olası göç dalgaları,
Sınır güvenliği riskleri
Ve
Suriye–Irak sahasındaki güç boşlukları anlamına gelmektedir.
Ankara’nın önünde iki zor yol vardır;
Türkiye'nin blok siyasetinde,
Daha net bir konum alması
Ya da
Çok yönlü denge politikasını,
Daha yüksek risk altında sürdürmekle karşı-karşıyadır.
Her iki seçeneğin de,
Ciddi ekonomik sonuçları
Ve
Güvenlik maliyetleri bulunmaktadır.
Türkiye’nin vereceği stratejik kararlar,
Yalnızca dış politikayı değil,
İç siyasetin yönünü
Ve
Toplumsal dengelerini de etkileyebilecektir..
Savaşın en kırılgan
Ve
Aynı zamanda en stratejik yansımalarından biri de,
Kürtlere münhasıren,
Yaratılmak istenen coğrafyada,
Zuhur edebilecektir.
Irak/Kuzey Kürt Bölgesi
Ve
Suriye’nin kuzeyinde ki Rojava,
Merkezi devlet otorite emellerinin zayıfladığı bir minvalinde,
Bu yeni denklemde,
Diplomatik manevralarında
Ve de
İdari alanlarında da,
Genişletme imkânlarını yaratabilecektir. Ancak aynı süreç,
Her hususta,
Büyük riskler de barındırmaktadır. Artan askeri hareketlilik
Ve
Vekalet savaşları,
Bu bölgeleri,
Doğrudan çatışma sahasına da dönüştürebilecektir..
İran’ın Kürt toplumuna yönelik güvenlik refleksinin sertleşmesi,
Irak’ta Bağdat–Erbil hattında yeni gerilimlerin doğmasına
Ve
Türkiye’nin sınır hattında,
Askeri tedbirleri artırması,
Kürt siyasetinde,
Hem daralan
Ve de
Hem de genişleyen paradoks sonuç yaratmaya gebedir..
Bu emperyalist savaş iştahlılarına karşı,
Bütün Ortadoğu ülkelerinin halkları birleşmelidirler.
Sözünü ettiğimiz birlik,
Yalnızca siyasal temsil gücünü artırmakla kalmayacaktır,
Aynı zamanda savaşın yıkıcı etkilerine karşı,
Toplumsal dayanıklılığı da güçlendirmek anlamına da gelecektir..
Bu savaş,
Artık yalnızca üç ülke arasındaki bir hesaplaşma değildir;
Küresel güç dengelerinin,
Yeniden yazıldığı bir momenttir.
Rusya ile Çin gibi aktörlerin,
Diplomatik
Ve
Stratejik konumlanışı,
Çatışmanın yönü ile,
Süresinide belirleyebilir.
Eğer cephe genişler
Ve
Taraflar geri adım atmazlarsa,
Orta Doğu uzun süreli
Ve
Katmanlı bir istikrarsızlık dönemine girebilmiş olup;
Bu durum da,
Küresel ölçekte,
Yeni bloklaşmaların
Ve
Daha sert güç siyasetinin,
Önünü açabilecektir..
Sonuç olarak,
Körfez’den yükselen alevler,
Yalnızca üç devlet arasında patlak vermiş bir savaşın dumanı değildir;
Küresel sistemin,
Fay hatlarını tetikleyen,
Tarihsel bir eşiktir. Bu çatışma,
Enerji hatlarından,
Finans merkezlerine,
Etnik fay hatlarından,
Büyük güç rekabetine kadar uzanabilen,
Çok katmanlı bir sarsıntı üretmektedir..
Savaşın kazananı bir nebze,
Belki askeri tabloda ilan edilebilir;
Ancak siyasal
Ve
İnsani düzlemde,
Gerçek bir galibin çıkabilmesi imkânsızdır..
Çünkü her füze,
Sadece bir hedefi değil;
Bir istikrar umudunu da,
Yok etmektedir.
Bugün yaşananlar, Orta Doğu’nun kaderinin,
Yeniden yazıldığı bir döneme işaret etmektedir.
Bölgenin geleceği yalnızca,
Askeri dengelerle değil,
Orada yaşayan yerkeşik insanların,
Siyasal tercihlerin niteliğiyle belirlenebilecektir.
Orta Doğu’da,
Kalıcı barış
Ve
Birlikte yaşamın yolu,
Tahkümkâr reflekslerin tahkiminden değil;
Demokratik süreçlerinin,
Hukuki derinleşmesinden geçmektedir..
Eğer taraflar geri adım atmaz
Ve
Diplomasi devreye girmezse;
Bu çatışma kontrollü bir kriz olmaktan çıkıp,
Uzun süreli bir kaos düzenine evrilebilir. Tarih, büyük savaşların çoğunun,
Zamanın yanlışlığı,
Kabarık maliyet hesapları
Ve
Geri dönüşü olmayan eşikler üzerinden büyüdüğünü göstermektedir..
Körfez’de atılan her adım,
Yalnızca askeri bir hamle değil;
Gelecek on yılların,
Siyasi haritasını belirleyen,
Stratejik bir tercih olacaktır..
Ya ateş çemberi daraltılarak,
Demokratik siyaset
Ve
Diplomasi yeniden inşa edilecektir
Ya da
Bölge yeni bir belirsizlik çağının içine sürüklenmiş olacaktır..
Bugün İran'da yaşananlar,
Sadece bir savaş değil;
Bir çağın yönünü,
Tayin eden kırılma anı olacaktır..
Yorumlar
Kalan Karakter: