NİLÜFER'İN MEKTUPLARI YOĞUN BAKIM GEREKTİRİR.

Cihat DÜNDAR, Dr. Nilüfer Haker ile sizin için konuştu. Yoğun Bakımdan Mektuplar isimli kitabı üzerine değerlendirmelerde bulunan Nilüfer Haker, salgının kendisini nasıl etkilediği sorusuna şöyle yanıt verdi: “ Kimse Covid diye hastaya dokunmazken bizler yoğun bakımda altını aldık, ona nefes olduk. Korkusu sırasında elinden tuttuk ve ailesinden sevgi dolu mesajlarını ilettik. Onlara bir ses, bir nefes olduk. “ Kitabının isminin nereden geldiğini ve bilinmeyenleri anlatan Nilüfer Haker, salgından psikolojik olarak etkilenmemek için yapılması gerekenler ile birlikte yeni çalışmalarını da anlattı ve bir itirafta bulundu: “ Duyguları ve ruh halini nasılda arkaya attığımızı fark ettim.”

NİLÜFER'İN MEKTUPLARI YOĞUN BAKIM GEREKTİRİR.
10 Temmuz 2021 - 15:56 - Güncelleme: 10 Temmuz 2021 - 16:32
Öncelikle sizi tanımak isteriz. Dr. Nilüfer Haker kimdir?
1977 İstanbul doğumluyum. Öncelikle kadın ve 3 çocuk annesi hekimim. 20 yıldır Anestezi ve Reanimasyon uzmanıyım. Hipnoterapistim. Düşüncelerin, bilincin ve bilinçaltımızın bedene olan etkileri, bu dünyadaki Beden ve Zihnimizin Ruhu ile hemhali üzerine yolculuktayım.
Yoğun Bakım ve mesleğim  benim için hayatı öğrendiğim yaşam sanat merkezi. Yaşam alanı, karar anı. Yaşama baktığım pencerem. Kalmak ile gitmek, yaşamak yada yaşam(a)dan geçip gitmek.

Yazarlık hayatınız nasıl başladı ? Size öncülük eden biri var mı?
Ben bir yazar değilim. Hayatı okumaya çalışan bir hekimim. Yazarlara saygısızlık etmek istemem. Ben hayatın ve yaşamın başka bir penceresini insanlara sunmak ve hekim gözüyle hasta penceresindeki duygularımı anlatmak istedim.  6 yıl önce meme kanseri tanısı aldığımda hekim koltuğundan inip hasta koltuğuna oturduğum anda benim yaşamım değişti. İnsanları tedavi ederken nasılda hastalık psikolojisini ihmal ettiğimizi, duyguları ve ruh halini nasılda arkaya attığımızı fark ettim.
Bunu hem bu durumu yaşayan hasta ve hasta yakınlarına hem de doktorlara bedenin ardında duyguların varlığını hatırlatmak ve sosyal farkındalık için yazdım .
Hayattaki en büyük öğretmenlerim çocuklarımdı. Bu kitabın yazılmasında ilham kaynağım oldular. Ve ben duygularımla yüzleşirken beni yaşamda tutan bana yaşamı, yaşamayı hatırlatan kılavuzlarım oldular.   İPEK (Beden)-ALP(Zihin)-ALYA(Ruh) bu üçlemeyi öğrenmem için doğmuşlardı.

Yazarken Nelerden Etkilenirsiniz?
Yazarken yaşamdan etkileniyorum. Yaşamdaki mucizelerden, duygularımdan, öfkemden, korkumdan, sevincimden ve bunların maddesel bedende nelere etki ettiklerinden. Nerede hastalık oluşturduğu nerenin iyileştiği ile ilgili...  İçimde çocukluğumdan beri benimle konuşan bir sesim var. Bu ses beni bazen duygularıma bazen de duygularımdan kaynaklanan olaylara götürür. Son 6 yıldır hastalık sürecim ile birlikte kendimle olan bağımın uzaklaştığını tamamen dış dünyaya bağlı olduğumu fark ettim. Ve kendimi, içimdeki sesi bulmak için kendime sorduğum soruları, duyguları, cevapları ve yaşam içindeki kritikleri çözerken yazmaya başladım. Kendimle, çocuklarla konuşurken çözümlerin soruların içinde olduğunu gördüm.  Sanki kendimle konuşuyor gibi kelimeleri ve düşünceleri yazmaya başladım.

Yoğun Bakımdan Mektuplar isimli kitabınızdan bahseder misiniz?
Yoğun Bakım benim için çok özel bir yer. Mesleğim benim kılavuzum oldu. Meslek hayatımın ilk başlarında yoğun bakımda takip ettiğim ve yaşaması için dua ettiğim sevgili Sercan’ın 14 yıl sonra beni bulması... Yaşamı kaybetmenin kıyısında sadece elinden tutabildiğiniz insanlar gün geliyor size yaşam umudu oluyorlar.
Yoğun bakımda kapılar kapandığında bazen kapının dışındakisiniz , bazen içindeki. Bazen hekimsiniz, bazen hasta. Bazen hemşiresiniz, bazen oradan geçen bir teknisyen. En önemlisi bazen yaşayan ,bazen yaşanan ve çoğu zamanda gözlemleyensiniz.



’Yoğun Bakımdan Mektuplar’’ adlı kitabınızın ismi nereden geliyor?
Yoğun Bakım bu kitabın yazıldığı, yazanların ve yaşayanların olduğu ortamdı. Yaşanıp biten ve yaşamda devam edenler ile birlikte ismini Yoğun Bakım koymamızdaki esas sebep buranın bilinmezliğinden korkmayı biraz kırabilmek ve  oranın soğuk havasını tüm sıcaklığı ile yaşama katabilmek. Hayatımızın belli dönemlerinde duygusal olarak yoğun duygular ve çözümsüz hissettiğimiz travmalar yaşarız ve bu dönem bizim içimizde yoğun bakım gerektirir. Özel ilgi, anlayış ve çıkış noktası bulamayıp kilitleniriz. Ancak o kadar inkâr etmiş o kadar saklamışızdır ki bir türlü yüzleşemeyiz. İşte ölüm öncesi gibi geldiğimiz yoğun bakım aslında içimizde tıkandığımız yoğun günlerde özel bakım ile ölümden korkarken yaşamda kalmayı ve bizi yaşamda tutmayı seçenlerle yaşanan bir an.  Ve bunu ancak o anı yaşayanlar anlatabilirdi. Bu kitabı okuyan herkes ister yoğun bakım süreci ile karşılaşsın ister karşılaşmasın mutlaka kendinden bir duygu buluyor.

’Yoğun Bakımdan Mektuplar’’ adlı kitabınızı okur gözüyle yorumlar mısınız?
Bu kitabı okurken içinizde, yanınızda ve bir yerlerde sizi anlayan, sizi duyan birisi var ve sadece ben değilim diyeceksiniz. Yaşananların ve yaşadıklarınızın aslında dert edecek kadar büyük olmadığını, çözümsüz olmadığını dert ettiklerimizin dert olmadığını  anlayacaksınız. Özellikle kanser veya kas hastası/trakeotomize hastası olan veya yoğun bakımda yakını olan birilerine hediye etmek isteyeceksiniz. Çünkü o kadar içimizde yaşayan duygular var ki,  biri daha faydalansın, biri daha yaşamda umudunu kaybetmesin, çarenin  ve çözümün içinde olduğunu hissetsin isteyeceksiniz.

Yoğun Bakımdan isimli kitabınızın vermek istediği mesaj nedir?
Hepimiz içimizdeki duyguları fark edelim istiyorum. Duygular derken hep iyi, güzel ve başarı duygularına odaklanıyoruz. Oysa ihtiyacımız olan, tüm duygular demeti. Bizim korkularımız, bizim kızgınlığımız; öfkemiz neler ve bunlarla nasıl yüzleşiyoruz?  Ya da yüzleşiyor muyuz? Yoksa halının altına süpürüyor; iyi, güzeli mi oynuyoruz?
Biz duygu ve düşünceler kümesi ile bu bedende hareket ediyoruz. Kızınca ağlıyoruz, sevinince gülüyoruz. Heyecanlanınca kalbimiz çarpıyor ve düşünmekten yoruluyoruz. Gene de düşünmeden duramıyoruz. İşte bu bedeni harekete geçiren ya da harekete geçmesini engelleyen duygu ve düşünceleri dönüştürmek için yoğun gayret ve çaba gerekiyor .
Hepimiz bir yoğun bakım döneminden geçiyoruz. Bunun farkına varmayı ve yüzleşmeyi kolaylaştırmayı, yoğun bakımın kaçınılacak bir yer değil bir Yaşam Sanat Merkezi olduğunu anlatmak istiyorum.

Yeni çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
İkinci kitap yazılıyor. Bu pandemi sürecine denk geldi. Bedenin ve duyguların ötesinde bu kitapta biraz daha Hipnoterapist kimliğim ön plana çıkacak. Bilinç ve bilinçaltına nasıl müdahale edildiği ve nasıl oto hipnotize edildiğimiz, nasıl kontrolü ele alıp kendimizin farkına varıp uyanmamızı anlatıyorum...
Duygularla kontrol edilen bedenimiz ve kimliğimizi kazanmak için neler yapmamız gerektiği Tıbbi Hipnozun bir uyku değil, bir uyanma olduğunu anlatmak istiyorum.
Kitabın isminde kararsızım. ‘’Yoğun Bakımdan Mektuplar 2 ‘’ mi olmalı yoksa bu ‘’ Anestezi ‘’ mi olmalı? Sanırım Anestezi olacak. Tüm kimliklerimi kullanmayı hedefliyorum. Hipnoz ise bambaşka bir boyutta. 3. Kitapta çok daha derin ve ruhsal boyutta gelecek;
  1. Kitap Beden ve Duygular (Yoğun Bakım)
  2. Kitap bilinç ve bilinçaltı (Anestezi)
  3. Kitap ruhsal bir boyut (Hipnoz ile Uyanma)
Batı bilimini artık doğu ilmi ile tamamlamanın zamanı geldi. Tıp bilimsel diyoruz içine ruhu ve zihni katmıyoruz. Oysa her şey bilimsellikten uzak, ölüm olduğunda ‘’ Takdiri İlahi ‘’ diyoruz. Bu nasıl bir çelişkidir?

Covid 19 salgını sizi nasıl etkiledi?
İçimde uzun zamandır bekleyen değişimin dönüşümü  için müthiş bir  andı. Mesleğimde; üzerine neler yapılabilir dediğim bir anda pandemi süreci ile müthiş bir mesleki tatmin yaşadım. İnsanların bu süreçten kaçmalarını gözlemlerken hiç şaşırmadım. Asker kaçar mı savaştan? Anne vazgeçer mi evladından? Hekimde kaçamazdı Covid’den ve elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Kimse Covid diye hastaya dokunmazken bizler yoğun bakımda  altını aldık, ona nefes  olduk. Korkusu sırasında elinden tuttuk ve ailesinden sevgi dolu mesajlarını ilettik. Onlara bir ses, bir nefes olduk. Uyuttuk, uyandırdık ve o müthiş yaşam dönüşümlerini birlikte tüm ekip izledik. Ağladık, sevindik; umutlandık ve evet bazen de tükendik. Ancak hiç vazgeçmedik. Hiç umudumuzu kaybetmedik. Hastalanırız demedik. Hasta olursak iyileşmeyi öğrendik. Yaşamak kadar yaşamda tutmanın güzelliğini bir kez daha yaşadık.

Salgından psikolojik olarak etkilenmemek için neler yapılabilir?
Bence Televizyon izlemeyin, korku, kaygı düşünce tuzaklarına düşmeyin. Kendinize zaman ayırın. Kendinizi keşfedin. Bu cümle çok önemli. Kendimizi keşfetmeli ve yaşama sanatını öğrenmeliyiz. Bu dünyaya ölmeye değil, yaşamaya geldik. Her gün ölecekmiş gibi beklemek, bitkisel hayatta yaşamak demek. Yaşamda kalmayı ve yaşamayı seçmenin sanatını fark edin.
Ne yapmak istediğinizi bilemeyebiilirsiniz. Ancak ne yapmak istemediğinizi çok iyi bilirsiniz. Önce bunları yapmayarak başlayın. Etrafa değil sadece kendinize odaklanın.
Yaşam  ölecek kadar kısa değil  ancak yaşayacak kadar kıymetli ve uzun...
Sevgilerimle, Dr. Nilüfer Haker.

 
Bu haber 627 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 5 Yorum
  • Uğur Öcal
    3 ay önce
    İsmi korkutmasın..özellikle pandeminin insanları yaşantılarını sorgulamaya sevkettiği bu dönemde gerçekten herkesin okuyup “kendisiyle tanışması” lazım..
  • Seniye Gül
    3 ay önce
    Kitabı okuduğumda çok etkilendim,hasta ve hasta yakınlarına hep sevgiyle ve umutla,İşini severek yapan Nilüfer hocam,iyiki varsınız
  • Seni Gül
    3 ay önce
    Kitabı okuduğumda çok etkilendim,hasta ve hasta yakınlarına hep sevgiyle ve umutla,İşini severek yapan Nilüfer hocam,iyiki varsınız
  • Zeynep Peker
    3 ay önce
    Dost insan gönlü büyük kadın muhteşem anne.....Ama doktorluğu için kelimler yetersiz. Her zaman yanındayım....
  • İlknur Tekin
    3 ay önce
    Enerjisi ile hastalara ve yakınlarına her zaman umut aşılayan güzel insan.İyi ki varsınız Nilüfer Hocam. Sağlık dolu günleriniz olsun. Sonsuz sevgiler