Soyguncuların, bankanın içinde iki güne yakın süre çalışmasına rağmen fark edilmemesi, güvenlik sistemlerinin nasıl aşıldığı ve binlerce müşterinin birikimlerinin nasıl bu kadar kolay riske atıldığı Almanya’da büyük tartışma yarattı.
Soygunun hedefi, Almanya’daki kamuya ait yerel tasarruf bankaları zincirinin bir parçası olan Sparkasse’nin Gelsenkirchen-Buer şubesiydi. Burası sıradan bir banka şubesi değil; çevredeki esnafın, emeklilerin, işçilerin, küçük işletme sahiplerinin ve yıllardır aynı mahallede yaşayan ailelerin güvendiği bir yerdi. Bu nedenle olay yalnızca bir suç vakası olarak değil, aynı zamanda bir güven çöküşü olarak da görülüyor.
PEKİ HER ŞEY NASIL BAŞLADI?
Her şey 27 Aralık Cumartesi sabahı saat 06.00’dan hemen sonra çalan yangın alarmıyla başladı. İtfaiye ve bankanın özel güvenlik ekibi olay yerine geldi. Ancak içeride ne duman vardı ne yangın kokusu ne de gözle görülebilen bir hasar. Bankanın bodrum katındaki kasa bölümünü koruyan kepenk sağlam görünüyordu. Ekipler alarmı yanlış ihbar olarak değerlendirip ayrıldı.
Ama o sırada, o sağlam görünen kepengin arkasında başka bir dünya vardı. Polis değerlendirmesine göre 5 ila 7 kişilik bir çete, bankanın kasalarına ulaşmış ve çalışmaya başlamıştı bile. Yani ekipler binayı kontrol ederken, tarihe geçebilecek büyüklükte bir soygun içeride sürüyordu.
İkinci alarm ise iki gün sonra, 29 Aralık Pazartesi günü saat 03.58’de geldi. Ekipler yeniden olay yerine döndüğünde karşılarına adeta film sahnesini andıran bir manzara çıktı. Ana kasanın bitişiğindeki arşiv odasının güçlendirilmiş beton duvarında yaklaşık 40 santimetre çapında bir delik açılmıştı. Delik, polis yetkililerinin tarifine göre neredeyse bir çamaşır makinesi kapağı büyüklüğündeydi. Soyguncular bu noktadan içeri girerek binlerce kiralık kasayı hedef almıştı.
3 BİNDEN FAZLA KİRALIK KASA AÇILDI! HER ŞEYİ ALMADILAR
Delikten girilen kasa bölümünde tam bir yıkım vardı. 3 binden fazla kiralık kasanın içi açılmış, yere evraklar, zarflar, mücevher kutuları, kadife keseler, aile fotoğrafları ve yılların birikimi saçılmıştı. Dahası, kasa odasının zemini su içindeydi. Soruşturmaya göre soyguncular, kullandıkları büyük matkabı soğutmak için kadınlar tuvaletinden suyu yönlendirmişti.
Ortaya çıkan görüntü, yetkililerin ifadesiyle bir çöp alanını andırıyordu. Ancak dikkat çeken bir başka ayrıntı daha vardı: Soyguncular her şeyi almamıştı. Seri numarasıyla izlenebilecek lüks saatler, bazı pahalı takılar ve kimlik tespiti kolay olabilecek eşyalar geride bırakılmıştı. Anlaşılan çete özellikle nakit para ile altına yönelmişti.
Yani takip edilmesi daha zor, eritilmesi veya el değiştirmesi daha kolay varlıklara.Polis, soyguncuların olay yerinde birkaç gün boyunca kalmış olabileceğini düşünüyor. Güvenlik kameralarında gri kazak ve kar maskesi takan bir kişinin otoparktaki park ücretini ödediği bile görülüyor. Yani çete, büyük bir soygunu gerçekleştirirken soğukkanlılığını da son ana kadar korumuş gibi görünüyor.
NASIL GİRDİLER?
Soruşturmanın en kritik başlıklarından biri, çetenin binaya nasıl girdiği. Banka, Buer semtinin eski pazar meydanına bakan bir apartman yapısının alt katlarında bulunuyor. Arkasında ise kamuya açık çok katlı bir otopark yer alıyor. Bu otoparkın en alt seviyesi, bankanın özel bodrum otoparkına bağlanıyor. Normalde yalnızca bina sahibi ve özel erişimi olan birkaç kişinin kullanabildiği bu bölüm, soyguncular için kritik geçiş noktası olmuş olabilir.
Bu özel park alanından bankanın bodrumuna çıkan bir merdiven ve normal şartlarda yalnızca içeriden açılan bir yangın kapısı bulunuyor. Polis, bu kapının zorlanıp zorlanmadığını ya da önceden içeriden müdahale edilip edilmediğini henüz netleştirebilmiş değil. Ancak bilinen bir şey var: Kapının arkasındaki hareket sensörü bantla kapatılmıştı.
Bir başka ifadeyle, çetenin yalnızca kaba güçle değil, ciddi planlamayla hareket ettiği düşünülüyor. Çünkü delik, kalabalık kasa odasında tam doğru noktadan açıldı. Bu da içerinin planını bilen ya da daha önce keşif yapan birinin devrede olabileceği şüphesini doğurdu. Polis bu nedenle mevcut ve eski banka çalışanlarının yanı sıra özel güvenlik şirketi personelini de sorguladı. Ancak ihtimaller bununla sınırlı değil. Daha önce kiralık kasa kiralamış bir müşteri de içeriyi tanıyor olabilir.
SOYGUNUN ZAMANI KUSURSUZDU ÇÜNKÜ…
Soyguncuların zamanı seçişi de neredeyse kusursuzdu. Almanya’da Noel tatili döneminde, özellikle 24 Aralık akşamından sonra şehir hayatı büyük ölçüde yavaşlıyor. Bankalar, mağazalar ve pek çok iş yeri birkaç günlüğüne kapanıyor. Bu da semtin sakinleşmesi, otoparkların boşalması ve gece hareketliliğinin azalması anlamına geliyor.
Görgü tanıkları, cumartesi gecesinden pazar sabahına uzanan saatlerde otopark merdivenlerinde büyük çantalar taşıyan birkaç adam gördüklerini söyledi. Kamera görüntülerinde ise siyah bir Audi RS 6 ile beyaz bir Mercedes Citan minibüs tespit edildi. Her iki aracın da sahte ya da çalıntı plakalar kullandığı ortaya çıktı. Audi’nin plakasının daha önce Hannover’de çalındığı belirlendi.
Çete, muhtemelen operasyon boyunca bu araçlarla taşımacılık yaptı. O büyüklükteki bir nakit ve altın miktarının tek seferde ve tek kişiyle taşınması zaten mümkün görünmüyor. Bu nedenle polis, olayın profesyonel ve lojistik olarak iyi hazırlanmış bir ekip tarafından gerçekleştirildiğine inanıyor. Buna rağmen araçlar uzun süre bulunamadı, çalınan servet ise iz bırakmadan kayboldu.
EN ŞAŞIRTICI OLAN İSE KASALARIN SAHİPLERİ
Bu soygunu diğerlerinden ayıran en sarsıcı taraflardan biri, kasaların sahipleri oldu. Buradaki müşteriler büyük yatırım fonları yöneten milyonerler değil. Yıllarca biriktirdiği altınları, düğün takılarını, nakit birikimini, aile yadigârı yüzüklerini, eski belgelerini ve çocukları için sakladığı değerli eşyaları küçük çelik kutulara koyan sıradan insanlardı.
Banka önünde toplanan kalabalık arasında, yılların emeğini o kasalarda tutan çok sayıda kişi vardı. Bazıları uyuyamadığını, bazıları ise çocuklarına bırakmak istediği birikimin bir gecede yok olduğunu anlattı. Gözyaşlarıyla konuşan müşteriler, kaybettiklerinin yalnızca para olmadığını söyledi. Çünkü o kasalarda bazen bir kardeşten kalan yüzük, bazen annenin bileziği, bazen de yıllardır saklanan aile hatıraları bulunuyordu.
Buer çevresinde yaşayanların önemli bir kısmı Türkiye ve Orta Doğu kökenli ailelerden oluşuyor. Bu topluluklarda altının aile serveti olarak görülmesi, kuşaktan kuşağa aktarılması ve elde tutulması çok yaygın. Ayrıca Almanya’da hâlâ nakit paraya duyulan güven yüksek. Tarihsel olarak yaşanan hiperenflasyon ve para reformları nedeniyle, birçok kişi servetinin bir bölümünü bankadaki hesap yerine somut varlıklarda tutmayı tercih ediyor. Bu yüzden kiralık kasalarda tahmin edilenden çok daha büyük tutarların bulunması, yetkililer için de sürpriz olmadı.
Nitekim bir avukat, temsil ettiği mağdurlardan birinin kasasında 400 bin euro nakit bulunduğunu açıkladı. Başka bir örnekte ise onlarca kilo altın konuşuldu. Bu da ilk sigorta hesaplamalarının neden gerçeği yansıtmayabileceğini gösterdi.
GÜVENLİK TARTIŞMASI
Olay sonrası en büyük tepki bankaya yöneldi. Çünkü her kiralık kasa için bankanın sağladığı sigorta üst sınırı yaklaşık 10 bin 300 euro seviyesindeydi. Oysa birçok müşterinin kasasında bunun çok üzerinde değer bulunduğu anlaşıldı. Toplam 3 bin 250 kasa için bu sigorta sınırı toplandığında yaklaşık 33,5 milyon euro gibi bir rakam çıkıyor. Başta dillendirilen 30 milyon euro civarındaki zarar tahmini de buradan geliyordu. Ancak gerçek kaybın bunun çok üstünde olabileceği artık açık.
Mağdurlardan istenen şey ise ayrı bir tartışma yarattı: Kasalarına ne koyduklarını mümkün olduğunca belgelemeleri. Fotoğraf, fatura, sigorta poliçesi, sertifika, eski kayıtlar... Fakat insanlar yıllardır ellerinde tuttukları, aileden kalan ya da hiçbir zaman resmi kayda girmemiş eşyaları nasıl kanıtlayacaklarını bilmiyor. Birçok kişi, “Bankaya güvendim, şimdi sahip olduğumu da ben ispatlamak zorundayım” diyerek tepki gösterdi.
Banka yönetimi ise kendilerinin de bu olayın mağduru olduğunu savundu. Alarm ve güvenlik sistemlerinin birkaç yıl önce yenilendiğini, ancak mutlak güvenliğin mümkün olmadığını söyledi. Buna karşın mağdurları temsil eden hukukçular, kasa bölümünde titreşim veya hareket algılayıcı gibi kritik sistemlerin yetersiz olabileceğini öne sürüyor. Tartışma bu yönüyle yalnızca bir suç soruşturması değil, aynı zamanda ciddi bir ihmal dosyasına dönüşmüş durumda.
KOD ADI ‘MATKAP’ SORUŞTURMASI
Soygunun ardından polis dev bir özel ekip kurdu. Kod adı ‘Matkap’ anlamına gelen soruşturma biriminde bir ara 350’ye yakın polis görev yaptı. Daha sonra sayı düşürüldü ama yaklaşık 100 kişilik kalıcı ekip çalışmayı sürdürüyor. Polis şimdiye kadar yüzlerce ihbar aldı, kasa odasında bırakılan 50 bine yakın eşyayı tek tek incelemeye başladı. Her parça, DNA, parmak izi ya da alet izi açısından ayrı bir delil potansiyeli taşıyor.
Soruşturmayı yürüten ekip, tuvaletlerin kullanılmış olabileceğini, olay yerinde uzun süre kalındığını ve tüm bunların çeteden iz bulma ihtimalini artırabileceğini düşünüyor. Buna rağmen aradan geçen aylara karşın henüz gözaltına alınan ya da yakalanan bir şüpheli açıklanmadı.
Polis tarafı yine de umutlu. Çünkü böyle bir operasyon için çok sayıda kişi, ağır ekipman, araç, kaçış planı ve büyük miktarda para ile altını taşıyacak bir ağ gerekiyor. Bu tür suçların tamamen iz bırakmadan yürütülmesi zor görülüyor. Yetkililer, çetenin eninde sonunda çözüleceğine inanıyor.
Ancak bugün itibarıyla tablo net: Almanya’nın en yoksul büyük kentlerinden birinde, yılların emeğini küçük kasalarda saklayan binlerce insan bir sabah uyandığında hayatlarının bir bölümünün yok olduğunu öğrendi. Çalınan yalnızca nakit ya da altın değildi. Birçok kişi için o çelik kutuların içinde aile hikâyeleri, yaslar, hatıralar ve geleceğe dair güven duygusu vardı.
The Telegraph'ın "100m euros, a giant drill and two days undetected: Inside Europe’s biggest bank job" başlıklı haberinden derlenmiştir.
Yorumlar
Kalan Karakter: