MÜHÜR! KURTULUŞ SAVAŞI
Son dönemde tarihsel kavramlar üzerinden yürütülen tartışmalar, özellikle de "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin ikame edilmeye ya da hafifletilmeye çalışılması, sadece dilbilimsel bir tercih değil, ulusal hafızayı şekillendirme gayretidir. Milli Eğitim Bakanı’nın "Milli Mücadele" vurgusunu öne çıkarırken "Kurtuluş Savaşı diye bir şey yok" ‘ Biz neyden kimden kurtulduk’ demesi yaklaşımına karşı, tarihsel gerçekliği, askeri deha ve halkın topyekûn direnişini selamlayarak ısrarla ve inançla haykırmak gerekir: KURTULUŞ SAVAŞI VARDIR, bu milletin kanıyla, canıyla yazdığı en somut gerçekliktir.
Bu iki kavram, birbirinin alternatifi veya rakibi değil; aynı şanlı destanın birbirini tamamlayan iki hayati boyutudur.
Tarihsel süreci doğru okumak, kavramların içini boşaltmak isteyenlere karşı en büyük kalkandır.
Milli Mücadele: Mondros Mütarekesi’nin ardından başlayan, Kongreler Dönemi ile olgunlaşan, Kuvayı Milliye ruhuyla harmanlanan ve Anadolu’nun dört bir yanında örgütlenen siyasi, sosyal, diplomatik ve fikri direnişin adıdır. Bir uyanıştır, organize oluştur. Bu MİLLİ MÜCADELEDİR.
Kurtuluş Savaşı (İstiklal Harbi): Bu örgütlenmenin, kurulan düzenli ordunun Batı Cephesi’nde, Güney’de ve Doğu’da emperyalist işgalcilere ve onların maşalarına karşı yürüttüğü askeri, fiili ve kanlı çarpışmaların adıdır. Bu KURTULUŞ SAVAŞIDIR.
"Milli Mücadele var ama Kurtuluş Savaşı yok" demek, İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da dökülen kanı, cepheye mermi taşıyan Elif Anaları, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!" emrini ve İzmir’in dağlarında açan çiçekleri yok saymaktır. Mücadele bir niyet ve hazırlıksa; Savaş, o niyetin meydanda zafere dönüşmesidir.
Neden "Kurtuluş Savaşı" Demekten Vazgeçemeyiz?
Bir ülkenin işgal edilmiş topraklarını düşmandan temizlemek için yaptığı muharebelere dünya literatüründe "Kurtuluş Savaşı" (War of Independence / Liberation) denir. Bu ifadeyi kullanmaktan imtina etmek, tarihsel gerçekliği çarpıtmaktır çünkü:
Fiili Bir İşgal ve Kurtuluş Söz Konusudur: Anadolu toprakları kağıt üzerinde değil, fiilen işgal edilmiştir. İstanbul boğazına demirleyen yabancı zırhlılar, İzmir’e çıkan Yunan askerleri, Güneyi işgal eden Fransızlar birer hayal ürünü değildir. Dolayısıyla, vatan topraklarının bu işgalden temizlenmesi eylemi tam manasıyla bir "Kurtuluş" eylemidir. Yani mücadelenin tam anlamıyla adı KURTULUŞ SAVAŞIDIR.
Askeri Bir Zaferdir: Düzenli orduların çarpıştığı, stratejilerin havada uçuştuğu, Başkomutanlık Meydan Muharebesi gibi askeri tarihe geçmiş devasa çarpışmaların yaşandığı bir süreci sadece pasif bir "mücadele" kelimesine sıkıştırmak, cephedeki Mehmetçiğin ve askeri dehanın hakkını teslim etmemektir.
Tarihsel Devamlılık ve Meşruiyet: TBMM’nin açılışından itibaren kurulan ordunun adı "Kuva-yı Nizamiye", verilen savaşın adı ise bizzat Mustafa Kemal Atatürk ve çalışma arkadaşları tarafından Nutuk’ta ve dönemin resmi belgelerinde "İstiklal Harbi" ve "Kurtuluş Savaşı" olarak mühürlenmiştir.
"Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır."
Bu sözlerin söylendiği yer bir tartışma kulübü değil, Sakarya Meydan Muharebesi cephesidir. Siyasi figürlerin dönemsel anlatıları, ideolojik ajandaları veya kavramsal tercihleri, bir milletin var oluş referanslarını değiştiremez.
Milli Eğitim’in ve tarih anlatısının görevi, geçmişi budamak değil, onun tüm ihtişamını gelecek nesillere aktarmaktır. Bizler, geçmişimizin her bir safhasına sahip çıkıyoruz. Kurtuluş Savaşı, sömürgeci devletlere karşı mazlum milletlerin ilk büyük ve başarılı başkaldırısıdır.
Şimdi Bakan beyefendinin söylemine cevaben Dünya tarihinin arşivlerine geçmiş olan Fransız, Yunan işgalindeki zulümlerin resmi belgeli yazılarını yazayım herkes görsün.
Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan ve Fransız (ve onların desteklediği işbirlikçi çetelerin) işgale uğrayan bölgelerdeki Türk halkına yönelik uyguladığı şiddet, yağma, katliam ve ırza geçme eylemleri, dönemin Osmanlı arşivi belgelerine ve uluslararası raporlara yansımıştır. Bu insanlık suçları ve vahşet olayları temel olarak iki cephede öne çıkmaktadır:
1. Yunan İşgali ve Batı Anadolu Mezalimi Batı Anadolu, Trakya ve İzmir'in işgali sırasında Yunan ordusu ve bölgedeki yerli Rum çeteleri; Sistematik Tecavüz ve İşkence: Gerek ilerleyişlerinde gerekse geri çekilişlerinde Türk kadınlarına sistematik olarak tecavüz etmiş, hamile kadınlara yönelik vahşetler gerçekleştirmiş ve kadınları zorla birliklerinde tutarak insanlık dışı muamelelerde bulunmuşlardır. Toplu Katliam ve Camilerde Yakma: Köprübaşi ve Yalova katliamları gibi olaylarda olduğu gibi, binlerce Türk sivili süngüleyerek veya kurşuna dizerek öldürmüş, insanları camilere doldurarak diri diri yakmışlardır. Kutsal Değerlere Saldırı: Camiler tahrip edilmiş, Kuran-ı Kerimler yırtılmış ve dini mekanlar ahır veya eğlence merkezleri olarak kullanılmıştır.
2. Fransız İşgali ve Güney Cephesi Vahşeti Güney cephesinde (Maraş, Antep ve Urfa); Fransızlar bölgeyi işgal ederken Fransız ordusu saflarında yer alan ve bölgeye intikam amacıyla getirilen Ermeni Lejyon alayları ile Senegalli sömürge askerleri halka büyük zulüm yapmıştır: Sokak Tacizleri ve Namusa Tecavüz: Sokaklarda Türk kadınlarının zorla peçelerinin açılması ve çarşaflarının yırtılması ile başlayan tacizler, zamanla ev basmalara ve namusa tecavüz olaylarına dönüşmüştür. Tarihi Kıvılcım: Maraş'ta hamamdan çıkan Türk kadınlarına işgalciler tarafından "Burası Türklerin değildir, peçeyle gezilmez" denilerek saldırılması ve bir Türk gencinin şehit edilmesi, Sütçü İmam önderliğindeki Maraş Direnişi'ni tetikleyen temel olaylardan biri olmuştur. Bu döneme ait tüm insan hakları ihlalleri, kadınlara ve sivillere yönelik ırza geçme vakaları Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) kurduğu tahkikat komisyonları ve Türk Tarih Kurumu arşivlerindeki belgelerle tüm detaylarıyla kayıt altına alınmıştır.
Şimdi açıkça yazıyorum Biz Müslüman Türk devleti olarak, Fransız, İngiliz ve Yunan ve Ermenilere karşı bir Kurtuluş mücadelesi başlattık ve bu işgalcilerden Yunan’dan, İngiliz’den, Fransız’dan, Ermeni’den kurtulduk. Bizim bu savaşımızın tam adı KURTULUŞ SAVAŞIDIR.
Bugün de, yarın da ısrarla söylemeye devam edeceğiz: Milli Mücadele ruhumuz, Kurtuluş Savaşı ise bu ruhun düşmanı denize döken çelikten yumruğudur. Kurtuluş Savaşı vardır ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Kurtuluş savaşında canıyla kanıyla malıyla top yekün mücadele eden şehitlerimize ve gazilerimize Allahtan rahmet diliyorum. Bıraktıkları bu eşsiz vatanı korumak kollamak hepimizin boynunun borcudur Saygılarımla..
Yorumlar
Kalan Karakter: