Küresel ısınmadan önceki son iklim değişikliğinin tarihi pek de uzak değil. Kabaca 14'üncü yüzyıl ile 19'uncu yüzyıl arasında yaşanan Küçük Buz Devri, özellikle Avrupa’da ciddi toplumsal değişimlere neden oldu. Bu değişimlerin bazı etkileri modern dünyada hala sürüyor. Nelerin bu soğumaya yol açtığı ise uzun zamandır cevaplanmaya çalışılan bir soru. Yıllardır yürütülen çalışmalar bizi bir cevaba yaklaştırsa da masada birden çok faktör yer alıyor. O dönem artan volkanik faaliyetler, Güneş’teki aktiviteler ve hatta bir “soykırım”, Küçük Buz Devri’ni tetikledi. İşte dönemin keşifleri, olayları ve sömürgecileriyle Küçük Buz Devri’nin detayları…
NELER YAŞANDI?
Özellikle Avrupa ve Kuzey Atlantik bölgesindeki etkileriyle meşhur olan Küçük Buz Devri, teknik olarak, Avrupa Alpleri, Yeni Zelanda, Alaska ve Güney And Dağları’nda dağ buzullarının genişlediği ve sıcaklıklarının küresel çapta 2 santigrat dereceye kadar düştüğü iklim değişimi şeklinde tanımlanıyor.
Bu dönemde yaşanan sert kışlar ve kurak yazlar özellikle Avrupa’da gündelik hayatı derinden etkiledi. Soğuma evreler halinde başladı. İlk düşüş 1300 civarında yaşandı, 1570’te ise daha keskin ve ani bir soğuk başladı.
Alplerdeki buzulların sınırları çok daha aşağılara genişleyince İsviçre ve Fransa gibi bölgelerdeki çiftlikler, kiliseler ve köyler yok oldu. Soğuk kışlar ve serin, yağışlı yazlar, Kuzey ve Orta Avrupa’da mahsul kıtlığı ve açlığa neden oldu. Ayrıca okyanus sıcaklıklarının düşmesi Kuzey Atlantik’teki morina balıkçılığının sekteye uğramasına yol açtı.
Alman tarihçi Philipp Blom, Küçük Buz Devri’nin medeniyete etkilerini ele aldığı “Doğanın İsyanı: Uzun 17'inci Yüzyılın Küçük Buz Devri Batı'yı Nasıl Dönüştürdü ve Bugünü Nasıl Şekillendirdi” isimli kitabında, söz konusu iklim değişikliğinin toplumsal, ekonomik ve düşünsel sonuçlarını masaya yatırıyor. Ayrıca, Küçük Buz Devri ile Aydınlanma Çağı arasında da bir ilişki olduğunu dile getiriyor.
Blom, Küçük Buz Devri sırasında genel etkinin Avrupa’da olduğunu ama küresel çapta da sonuçlar doğduğunu söylüyor ve buna ilk örneği Çin’den veriyor. Tarihçiye göre, o zaman da dünyanın en kalabalık ülkelerinden Çin’de 1644 yılında Ming hanedanının çökmesinin nedenlerinden biri düzensiz hasattı. Avrupa’da ise düzensiz hasat, feodalitenin sonunu getiren nedenlerden biri olabilir. Blom’a göre, dondurucu havanın en kritik etkisi hasadı, özellikle de tahıl hasadını bozmasıyla ortaya çıktı. Bu durum kıta genelinde toplumsal düzende ciddi bir kaymaya neden oldu. Çünkü Blom’a göre, yaşananlar “kıta çapında uzun vadeli bir tarım kriziydi”. Kıtada tahıl hasadı 180 yıl boyunca eski seviyeye dönmedi, bu da toplumun işleyişindeki her şeyi etkiledi.
Küçük Buz Devri’nden önce Avrupa’da toplum feodal kurallara göre belirlenmişti. Bilindiği üzere o dönem nüfusun büyük çoğunluğu, soylu bir üst sınıfın elindeki arazilerde yaşayan köylülerden oluşuyordu.
Feodal düzende, bir köylü hasadının bir kısmını kendine ayırır, bir kısmını ertesi yılın hasadı için toprağa eker ve son kısmını da derebeyine verirdi. Blom’a göre, köylülerin elinde fazla tahıl kalmayınca bu sistem çöktü.
TİCARİ BECERİLER ÖNE ÇIKTI
Hasadın azalması ticari becerilere sahip şehirleri de parlattı. Habsburg İmparatorluğu’nda bir taşra şehirken 100 küsur senede gelişip, Güney Doğu Asya ile ticarete başlayan Amsterdam, bu şehirlerin en iyi örneği. Amsterdam merkezli Hollanda Doğu Hindistan Şirketi, bugün Endonezya toprakları içinde yer alan Cakarta’daki ticareti neticesinde ülkeyi sömürgeleştirdi; bölgedeki işkenceleri ve katliamlarıyla tarihe geçti.
Ayrıca, Avrupa’da göllerin ve derelerin donması, Thames Nehri’ndeki gibi “buz panayırlarının” doğmasını sağladı. O dönem, gökyüzünde uçan kuşlar donarak yere düştü, insanlar hipotermiden ötürü hayatlarını kaybetti, Fransa Kralı’nın sakalı uykusunda dondu. 1588’de İngiltere’ye çıkartmaya giden İspanyol Armadası daha önce görülmemiş bir fırtınada kayboldu. Ayrıca, 1666’da çıkan Büyük Londra Yangını’nın asıl nedeni çetin bir kıştan sonra yaşanan aşırı kurak yaz mevsimiydi.
Soğuğa dair yazılı kayıtlar genelde mektuplar, günlükler ile vaazların yanı sıra, üzüm yetiştiricilerinin notlarından ve Grönland’ın çevresindeki denizin donduğunu ve adaya ulaşımın kesildiğini yazan denizcilerin notlardan oluşuyor. Kısacası bu iklim değişikliği süresince, buzun üzerinde panayır düzenleyenlerin de hasat kıtlığı yaşayanların da özünde bu soğukla yaşantıya uyum sağlaması gerekti.
STRADIVARIUS KEMANLARI BU SOĞUKLARDA DOĞDU
Bu soğuk kışların etkileri hiç beklenmedik yerlerde de görülebiliyor. Müzik tarihinin en iyi kemanlarını yapan Stradivarius ve Guarneri’nin hikayesinin ardında da Küçük Buz Devri yatıyor. Blom, kitabında, soğukta ağaçların daha uzun sürede büyüdüğünü, böylece daha yoğun ahşap elde edilebildiğini, bu durumun da ses kalitesini arttırdığını ve rezonansı derinleştirdiğini gösteren çalışmalar olduğuna işaret ediyor.
PEKİ BU SOĞUKLARI BAŞLATAN NEYDİ?
Küçük Buz Devri ifadesi ilk olarak 1939’da, jeolog François Matthes tarafından kullanıldı. Ancak zaman aralığının belirlenmesi ve soğukların nedenlerinin saptanması yıllar sürdü. Öne çıkan seçenekler arasında, artan volkanik ve solar faaliyetler ile Amerika kıtasının keşfinden sonra yaşanan soykırımlar var.
Volkanik patlamalara ilişkin 2015’te yapılan araştırmada, buz çekirdeklerinden elde edilen verilerle son 2 bin 500 yılda meydana gelen 25 büyük patlama incelendi. Araştırmada, 1200 ila 1400 yılları arasında Endonezya, Ekvador ve Meksika’da çok ciddi patlamalar yaşandığı saptandı.
Georgetown Üniversitesi’nden Dagomar Degroot, bu küme halindeki patlamaların soğuk havayla ilişkili olduğunu aktardı. Normalde büyük bir patlamanın birkaç sene sürebilecek soğuk hava dalgasına neden olabileceğini kaydeden Degroot, “Fakat kümeler halinde büyük patlamalar yaşanması, iklim sisteminde pozitif geri bildirimleri tetikleyebilir. Örneğin, havada uzun yıllar süren soğuma denizlerdeki buzulların genişlemesine yol açar. Deniz buzulları beyazdır, yani koyu mavi su ile kıyaslandığında uzaya daha çok radyasyon yansıtır. Bu da soğumayı uzatıp kötüleştirebilir” dedi.
2018’de yapılan bir araştırmada ise Küçük Buz Devri’nin volkanik patlamalar olmadan açıklanamayacağı, fakat bunun diğer ihtimallerin masadan kalkması anlamına gelmediği vurgulandı.
SOLAR FAALİYETLER Mİ ETKİLİ OLDU?
Bir diğer muhtemel faktör ise Güneş’teki hareketlilik. Güneş’in yaydığı enerji miktarı 11 yıllık solar döngü boyunca en yüksek ve en düşük seviyeye ulaşır. Bunun Dünya’ya etkileri genelde çok düşük olur. Fakat bazı dönemlerde Güneş’teki enerjide bu döngünün dışında büyük “minimumlar” ve “maksimumlar” meydana gelir. Araştırmacılar, Güneş’te son bin yılda birkaç sene süren, dört büyük minimum evre yaşandığını, bunların etkisinin 0,3 santigrat dereceden fazla olmadığı belirtiyor. O nedenle bu büyük minimumların tek başına etkili olması ihtimali düşük.
AMERİKA’NIN KEŞFİ İLE YAŞANAN SOYKIRIMLAR
Christopher Columbus, 1492’de Amerika kıtasını keşfetti ve bu tarihten sonra Avrupalılar kıtayı kolonileştirmeye başladı. Kıtaya giden Avrupalılar burada yerli halkla savaşlara girdi ve kıtaya suçiçeği gibi salgın hastalıklar götürdü. Bu hastalıklar milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine neden oldu. 2019’da yapılan bir modellemeye göre, 1600 yılından sonra kıtada 56 milyon yerli öldü.
Söz konusu trajedinin iklime de etkisi olduğuna dair bir teori mevcut. Bahse konu yerliler ekinleri için ormanları temizliyordu ve bu topluluklar hayatını kaybettiğinde ağaçlar yeniden büyüdü. Bu da havadan daha çok karbondioksit çekilmesine ve gezegenin soğumasına yol açtı.
İklim krizinin giderek ağırlaştığı şu aşamada, geçmişte yaşayan toplumların Küçük Buz Devri gibi iklim değişikliklerine nasıl tepki verdiğini araştırmak, bize bugünü anlama konusunda yardımcı olabilir. Degroot da bu meseleye işaret ediyor: “Umarım onların neleri doğru, neleri yanlış yaptıklarını öğrenebiliriz.”
Kaynaklar: The New Yorker, The Guardian, Britannica. Fotoğraflar: Alamy
Yorumlar
Kalan Karakter: