ABD’nin İsrail ile İran’a başlattığı müşterek operasyonda bir ay geride kaldı. Savaşın ilk günlerinde çıkan haberlerde bu adımın bölgedeki bütün dengeleri değiştirdiği/değiştireceği konuşulmuştu. Hatta ABD’nin İran çevresindeki müttefiklerinde füze savunma sistemlerine duyulan ihtiyacın artmasının, Ukrayna’yı zor durumda bırakacağı gündeme gelmişti.
Ukrayna savunmasında özellikle öne çıkan Patriot sistemlerinin kısıtlı olması ve Körfez ülkelerine nakledilmesi Ukrayna’nın Rusya karşısında elini zayıflatmıştı. Fakat savaşın uzamasıyla dengelerin değişeceği yönündeki soru işaretleri bölgeden taştı ve Asya’nın doğusuna uzandı.
Tokyo’dan Manila’ya, Taipei’den Seul’e yetkililer, yükselen petrol fiyatlarının ve doğal gaz tedarikinin ekonomilerini halihazırda zora sokmasından endişe ediyor. Fakat bölgedeki en büyük endişe kaynağı ekonomik değil… ABD’nin Asya Pasifik’teki müttefiklerinde güvenlik stratejileri konusunda da bir endişe hâkim. Söz konusu ülkeler, savaşın askeri varlığı ve taktiksel odağı Asya Pasifik ve Çin’den uzaklaştırdığı konusunda uyarıyor. Yani ABD’nin Asya’daki müttefikleri Orta Doğu’daki savaşın uzamasından endişe duyuyor.
ABD ve İsrail’in İran savaşının ilk dört gününde, tarihte görülen en yoğun hava saldırısına şahit olduk. ABD, milyarlarca dolarlık maliyetle bölgeye sadece 96 saatte 5 binden fazla mühimmat konuşlandırdı. Savaşın 16’ıncı gününde ise bu sayı iki kattan fazla yükselerek 11 bine çıktı.
Fotoğraf: ABD Deniz Piyade Teşkilatı
Orta Doğu’da kapasitesi zorlanan ABD, odağını Güneydoğu Asya’daki varlıklarını yönlendirdi. ABD, son yıllarda askeri kapasitesini artıran Çin ve Kuzey Kore karşısında önlem almak ve koruma sağlamak amacıyla Asya Pasifik’e askeri varlıklarını yerleştirmişti. Ancak ABD İsrail ile birlikte İran’a açtığı savaşla, Güney Kore’de konuşlu THAAD füze savunma sistemine ait füzeleri ve önleyicileri Orta Doğu’ya nakletti. Japonya’da görev yapan hızlı müdahale deniz piyadesi birliğinden de 2 bin 500 deniz piyadesi yine Körfez’e sevk edildi.
Güney Çin Denizi’nde bulunan ve nükleer güce sahip bir saldırı grubuyla ilerleyen USS Abraham Lincoln gemisi, zaten savaştan önce Umman Denizi’ne sevk edilmişti.
ABD’nin Asya Pasifik’teki müttefikleri ise bu süreçte, savaşın enerji piyasasına etkisi ve bölgede mahsur kalan vatandaşların tahliyesi gibi meselelerle uğraşıyor, gelişmelerin kendilerine doğrudan etkisi konusunda büyük bir panik yaşamıyordu. Fakat askeri varlıkların kaydırılması, bölgede uzun vadede etkiler yaratabileceğinden ötürü bir endişe yarattı. Zira savaş çıkması halinde artık silah sistemleri ve birlikler Kuzey Kore ve Çin’e karşı koruyama pozisyonunda olmayacak.
‘SAVAŞ ABD’NİN CEPHANESİNİ TÜKETİYOR’
Analistler, savaşın uzamasının Pekin ve Pyongyang’a daha fazla avantaj kazandıracağı kanaatinde. Kuzey Kore, savaşı cephanesini büyütmek için meşrulaştırırken, her ne kadar açıklamalarında savaşın sona erdirilmesi gerektiğini vurgulasa da Çin elini güçlendiriyor.
Crisis Group'un Kuzeydoğu Asya uzmanı William Yang, The Telegraph'a verdiği demeçte, “Çin açısından bakıldığında ABD’nin (Orta Doğu’ya) daha uzun süre dahil olması Çin’in çıkarına işliyor çünkü savaş gerçekten ABD’nin stokunu ve cephanesini tüketiyor” dedi.
Yang, bu durumun ABD’nin sadece muharebe kapasitesini etkilemeyeceğini, aynı zamanda müttefiklerine tedarik konusunda özellikle de Tayvan’da bir rahatsızlık yaratacağını belirterek, halihazırda Rusya ile savaştan dolayı Ukrayna’nın önceliklendirilmesinden ötürü Tayvan’a tedarikte bir gecikme yaşandığına işaret etti.
Savaş ABD’nin hasımlarını cesaretlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında bulunan müttefiklerinde de onarılmaz hasarlar oluşturacak ki bu müttefikler zaten en büyük savunma ortaklarına duydukları güveni kaybetmeye başladı.
ABD’nin Körfez’e kaydırdığı cephane arasında iki uzun menzilli seyir füzesi, Müşterek Havadan Satha Arttırılmış Menzilli Seyir Füzeleri (JASSM) ve denizden fırlatılan Tomahawk füzeleri yer alıyor.
Tayvanlı yetkililerden geçtiğimizden günlerde Financial Times’a yapılan bir açıklamada, “ABD güçlerinin, Tayvan’a bir saldırı gerçekleşmesi halinde ihtiyaç duyulabilecek çok fazla mühimmatı tükettiği konusunda endişeler olduğu” kaydedildi.
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, 18-20 Mart günlerinde Washington'a resmi ziyaret gerçekleştirmişti. Fotoğraf: AP
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin verilerine göre, ABD savaşın ilk altı gününde 786 JASSM füzesi ile 319 Tomahawk ateşledi (savaşın ilk gününde İran’da bir orta okula yapılan ve yaklaşık 200 çocuğun hayatını kaybetmesine neden olan saldırının ardından olay yerinde ABD’ye ait Tomahawk parçaları bulunmuştu).
ABD’nin İran’a attığı Tomahawk füzeleri, toplam Tomahawk stokunun yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. Bu füzeleri üreten RTX Corporation firması, her yıl 500’e yakın füze imal ediyor ve bu mali yılda Pentagon’a teslim edilecek Tomahawk sayısı ise 57. Bu hızla, tüketilen stokun yerine konması beş yıldan fazla sürecek.
ABD’nin JASSM stoku ise görece çok daha fazla. Cephanesinde 3 bin 500 ila 6 bin 500 JASSM füzesi olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu füzeleri üreten Lockheed Martin, üretim planının en az üç yıl gerisinden geliyor.
Savunma uzmanları, Çin’in Tayvan’a müdahale etmesi durumunda Tomahawk ve JASSM füzelerinin, Çin’in füze yeteneğinin zayıflatılmasında etkili olabileceğine vurgu yapmakta. Silahlarının büyük çoğunluğunu ABD’den ithal eden Tayvan ise, füzelerin İran’da tüketilmesinin halihazırda birkaç yıl gecikmeyle gelen silah siparişlerini daha da geciktirmesinden ve ABD’nin bu konuya ilgisizliğini arttırmasından endişe ediyor.
NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ FÜZELERİN ÜRETİMİNDE ÖNEMLİ
Burada bir parantezi de nadir toprak elementleri meselesi için açmak gerekiyor. ABD’nin silah stokuna takviye yapabilmesi için başta neodimiyum ve samaryum olmak üzere bazı nadir toprak elementlerine ihtiyacı olacak. Bu elementler füze güdüm sistemlerini ve önleyici füzeleri yönlendiren mıknatısların temel bileşenleri konumunda. Nadir toprak elementleri tedarik zincirinin yüzde 90’ı ise Çin’in kontrolünde.
2020-2023 yılları arasında nadir toprak elementi ithalatının yüzde 70’inin Çin’e dayandığı göz önüne alındığında ABD’nin askeri gücünü yeniden inşa etmesi konusunda bir başka meydan okumayla daha yüzleşeceği aşikar.
‘ABD, KEMİKLERİ KIRILMIŞ BİR İRAN İSTİYOR’
Peki bu askeri adımların Asya Pasifik’teki diplomatik neticeleri nasıl olacak? ABD’nin bölgedeki müttefikleri Çin ve Kuzey Kore karşısında nasıl bir konumda yer alacak? Burada sözü ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı’ya bırakıyoruz.
Prof. Dr. Hüseyin Bağcı değerlendirmesine, “ABD, Çin’in Tayvan’a müdahale edeceğini düşünmüyor ve o bölgeden Körfez’e kaydırmayı bu nedenle yapıyor” ifadesiyle başladı. Algının Çin’in bu konuda henüz tam hazır olmadığı yönünde olduğunu belirten Bağcı, ABD’nin o coğrafyada askeri üslerde silah bulundurduğunu ve Çin’in bir çatışma olmadan Tayvan’ı ele geçiremeyeceğini kaydetti. “Zaten ana karadan yaklaşık 50 kilometrelik bir uzaklık var” diyen Prof. Dr. Bağcı sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Amerikalılar Çin’in buna hazır olmadığını düşünüyor ama hazır olup olmadığını göreceğiz. Başta Güney Kore olmak üzere Japonya ve Avustralya’nın bu konuda endişe duyduğunu kabul etmek gerekir.
Kuzey Kore özellikle, ABD’nin bu coğrafyada zayıflamasından en fazla güçlenerek çıkacak ülkelerden biri. Çünkü Çin’in desteklediği ve nükleer silahlara sahip bir Kuzey Kore var karşımızda. Japonya ve Güney Kore’nin savunma giderlerini daha da yükseltmesi gündeme gelecektir.”
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi’nin kısa süre önce Washington’a ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlatan Bağcı, ada ülkesinde askeri yapıların yeniden gündeme geldiğine ve Japonya’nın bu konuda büyük oranda ABD’ye bağımlı olduğuna dikkat çekti.
“ABD şimdi İran üzerinden giderek, ordusunun yani hava ve deniz kuvvetlerinin büyük bir bölümünü Körfez’e kaydırıyor” diyen Bağcı, açıklamasına şu ifadelerle devam etti:
“Ben İran’ın kemiklerinin kırılması gerektiğini düşünen bir Amerikan yönetimi olduğu kanaatindeyim. Yani öldürmeyi değil, kemikleri kırılmış, hareket edemeyen İran isteyen bir ABD…
Bunun ismi ‘budama stratejisidir’. Yani en üst düzeyden başlayarak, yöneticileri öldürmek/devre dışı bırakmak, ondan sonra da altyapıyı ortadan kaldırmak, böylece de önümüzdeki 10 ila 30 yıl arasında İran’ı teknolojik anlamda kendini yenileyemeyeceği bir yapıya götürmek hedefinde. Bunu başarabilir mi, onu göreceğiz ama zannediyorum ki genel strateji bu yönde gidiyor.”
Çinlilerin Tayvan’ı kendi toprakları olarak gördüğünün altını çizen Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, “Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya, ABD’nin de İran’a müdahalesinden sonra Çin de Tayvan’a bunu yaparsa, o zaman gerçekten yeni bir dünya düzeni ortaya çıkmış demektir” dedi ve ekledi:
“Ona göre bütün güçler ve nükleer silaha sahip ülkeler komşularına veyahut zayıf gördükleri ülkelere saldırma hakkını kendilerinde görürler bu da Birleşmiş Milletler’in 2’inci ve 51’inci maddelerine aykırıdır.”
Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 2’inci maddesi, devletlerin egemen eşitliğini, barışçıl çözüm yollarını ve kuvvet kullanma yasağını düzenlerken, 51’inci madde de silahlı bir saldırı durumunda meşru müdafaa hakkını tanımlıyor. Bu maddeler uluslararası hukukun temeli olarak kabul ediliyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: