29 EKİM KADINLARI DERNEĞİ BAYRAKLI ŞUBE BAŞKANI ZÖHRE BENK’İN 8 MART DÜNYA
EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI
8 Mart, kadınların eşitlik, özgürlük ve insan onuruna yakışır bir yaşam için verdikleri
mücadelenin simgesidir. 1857 yılında New York’ta tekstil işçisi kadınların eşit ücret ve insanca
çalışma koşulları talebiyle başlattıkları direniş, kadınların hak mücadelesinin tarihsel dönüm
noktalarından biri olmuştur. 1910 yılında Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart’ın Uluslararası
Mücadele Günü olarak kabul edilmesi, kadınların ortak direniş hafızasını büyütmüştür.
Birleşmiş Milletler ise 1977 yılında 8 Mart’ı resmen “Dünya Kadınlar Günü” olarak ilan
etmiştir.
8 Mart; eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerimizi dünyanın dört bir yanındaki kadınlarla
dayanışma içinde yükselttiğimiz, susmadığımız ve geri adım atmadığımız bir mücadele
günüdür.
Bugün kadınlar hem kamusal alanda hem de çalışma yaşamında sistematik eşitsizliklerle karşı
karşıya kalmaktadır. Kadınların işgücüne katılım oranı erkeklerin oldukça gerisindedir.
Güvencesiz, kayıt dışı ve düşük ücretli çalışma kadınlar açısından daha yaygındır. Aynı işi
yapan kadınlar ücret eşitsizliğiyle karşılaşmakta, yönetici pozisyonlarına yükselmede ise
görünmez engellerle karşı karşıya bırakılmaktadır.
Bakım yükünün büyük ölçüde kadınların omuzlarında olması da kadınların çalışma yaşamına
katılımının önündeki en büyük engellerden biridir. Ev içi emek ve bakım sorumluluğunun eşit
paylaşılmaması kadınları ekonomik bağımsızlıktan uzaklaştırmakta ve sosyal güvenlik
sisteminin dışında bırakmaktadır.
Kadına yönelik şiddet ise en ağır insan hakkı ihlallerinden biridir. Kadınlar yalnızca ekonomik
eşitsizlikle değil, yaşam hakkını tehdit eden erkek şiddetiyle de karşı karşıyadır. Her yıl
yüzlerce kadın katledilmekte, binlercesi fiziksel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddete maruz
bırakılmaktadır. Cezasızlık politikaları ve yetersiz koruma mekanizmaları bu sorunu daha da
derinleştirmektedir.
Kadınların özgür ve eşit bireyler olarak var olabilmesinin teminatı laikliktir. Laik ve
demokratik hukuk devleti, kadınların eşit yurttaşlık haklarının güvencesidir. Kadınların
bedeni, kimliği ve yaşam tarzı üzerinde hiçbir dinsel ya da ideolojik tahakküm kurulamaz.
Ne yazık ki son dönemde yaşanan bazı acı olaylar, kadınların ve çocukların yaşam hakkının ne
kadar kırılgan hale geldiğini bir kez daha göstermektedir. Kadınların eğitim, çalışma ve karar
mekanizmalarında yer alma haklarının sınırlandırılması; eşit yurttaşlık ilkesine zarar
vermektedir. Kadınları özgür bireyler olarak değil, belirlenmiş roller içine hapsetmeye çalışan
anlayış kabul edilemez.
Dünya genelinde devam eden savaşlar ve çatışmalar da en ağır bedeli kadınlara ve çocuklara
ödetmektedir. Savaş koşulları kadınları cinsel şiddet, zorla yerinden edilme, yoksulluk ve
sağlık hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle barışınsağlanması, kadınların güvenli ve onurlu bir yaşam hakkının korunması anlamına da
gelmektedir.
Bizler;
İşyerlerinde mobbing, ayrımcılık ve güvencesiz çalışma biçimlerine karşı,
Eşit işe eşit ücret ve güvenceli istihdam için,
Karar mekanizmalarında eşit temsil için,
Şiddetsiz ve özgür bir yaşam için mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.
Kadınların kamusal alandan dışlanmasına, emeğinin değersizleştirilmesine ve yaşam
tarzlarına müdahale edilmesine karşı mücadelemiz; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devleti mücadelesidir.
Bizler; eşit yurttaşlık, eşit temsil ve şiddetsiz bir yaşam için mücadelemizi büyütmeye devam
edeceğiz.
Yaşamlarımızdan, emeğimizden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz.
Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın kadın dayanışması!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz
Yorumlar
Kalan Karakter: