2026 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri play-off finalinde dün akşam Kosova'yla deplasmanda karşılaşan A Milli Futbol Takımımız, Kerem Aktürkoğlu'nun golüyle sahadan 1-0 galip ayrıldı ve 24 yıl sonra Dünya Kupası'na katılma hakkı kazandı.
2026 Dünya Kupası'nda D Grubu'nda yer alacak Türkiye; grupta ABD, Paraguay ve Avustralya ile karşı karşıya gelecek.
MİLLİLER 3. KEZ DÜNYA KUPASI'NDA
A Milli Futbol Takımı, tarihinde 3. kez Dünya Kupası'nda boy gösterecek.
Milliler, daha önce 1950, 1954 ve 2002'de Dünya Kupası'na katılma hakkı kazanmış ancak 1950'de Brezilya'da düzenlenen organizasyona dönemin imkansızlıkları sebebiyle katılamamıştı.
İLK KATILIM 1954
A Milli Futbol Takımı'nın yer aldığı ilk Dünya Kupası organizasyonu 1954'te oldu.
Macaristan, Batı Almanya ve Güney Kore'yle aynı grupta yer alan ay-yıldızlılar ilk maçında Batı Almanya'ya 4-1 mağlup olurken ikinci maçında Güney Kore'yi 7-0 yendi.
Grup formatı gereği Batı Almanya'yla yeniden karşılaşan milliler, rakibine 7-2 mağlup olarak elendi.
2002'DE 3. OLMUŞTUK
Son olarak Güney Kore ve Japonya'nın 2002 yılında ortaklaşa düzenlediği Dünya Kupası'na katılan A Milli Futbol Takımı, organizasyonu 3. olarak tamamlamıştı.
Brezilya, Kosta Rika ve Çin'in olduğu grubu 2. sırada bitiren milliler, son 16 turunda Japonya'yı, çeyrek finalde de Senegal'i eleyerek yarı final bileti almıştı. Yarı finalde Brezilya'ya 1-0 kaybeden A Milli Futbol Takımı, 3.'lük mücadelesinde ev sahibi Güney Kore'yi 3-2 yenmişti.
HÜRRİYET YAZARLARI MİLLİLERİ DEĞERLENDİRDİ
Hürriyet'in usta kalemlerinden Uğur Meleke, Banu Yelkovan ve Mehmet Ayan, Türkiye A Milli Takım'ın Kosova karşısında aldığı tarihi galibiyeti bugünkü köşe yazılarında değerlendirdi. İşte o yazılar...
UĞUR MELEKE: BİR SERİNİN BAŞLANGICI BU!
Dünya Kupası’nı dört kez müzesine götüren global futbol devi İtalya, bu turnuvaya 12 yıl süreyle katılamadı. 2018’de play-off’ta İsveç’e kaybettiler, 2022’de de Makedonya’ya. Peki Makedonya ya da İsveç, İtalya’dan daha mı kalitelilerdi? Hayır. Daha iyi futbolculara mı sahiplerdi? Elbette hayır. Ama daha çok istediler, daha çok koştular, daha çok savaştılar. Çünkü bu tip maçlarda tutku bazen bastırır kaliteyi.
Bu kadar uzağa değil, daha yakın bir örneğe gidelim dilerseniz: Slovakya, bağımsız bir devlet olarak Kosova’yı tanımayan birkaç Avrupalı’dan biri. Play-off yarı finalinde Kosovalılar’ın Slovaklar’ı yenmek için belli ki birden çok sebebi vardı!
Dün size Pascal Boniface’ın 2007’de yaptığı muazzam tespitten bahsetmiştim: Futbolun bir “yumuşak güç” olduğu gerçeğini unutmamak lazım. Bazen topunuz-tüfeğiniz, sanayiniz yetmez devlerle baş etmeye. Ancak bir devi bir futbol maçında yenmek, koca bir ulusu bir bayrak altında toplayabilir.
Dün Kosova, 18 yıllık kısa ülke tarihinin en büyük anını yaşıyordu. Priştine’de kazanıp, Dünya’nın geri kalanına “Kosova isimli bir ülkenin varlığını öğretmek” istiyorlardı çünkü. Hiç kolay bir maç değildi bizim için. Hiç de kolay geçmedi zaten.
TOPU YERE İNDİRİNCE KAZANDIK
Müsabakanın ilk yarısında sert bir fiziksel savaş vardı sahada. Bizim takımımız kısa. Dün sahada 185 cm. üzeri altı oyuncu vardı ve bunların beşi Kosovalı idi. Top yükseldiğinde ya da sahipsiz kaldığında zayıf kaldık bazen. Yapmamız gereken topu yere indirmekti, ayağa oynamaktı ve kalitemizi göstermekti. Neyse ki ikinci devrenin başlangıcıyla beraber bunu yaptık, iki maçtır çok iyi işleyen solumuz yine çalıştı, sahanın iyileri Kenan-Orkun üretimiyle geldi zafer golü.
Tarihimizde bir kez 16’lı, bir kez de 32’li Dünya Kupası’na gitmiştik. Bunlar o günün şartlarında çok büyük başarılardı. Ama 48’li formatla artık daha sık katılım sağlamalıyız, bu bilet umarım bir serinin başlangıcı olur. Dün ilk 11’imizde 20-26 yaş aralığında altı futbolcumuz vardı. Üçer-dörder Dünya Kupası görür umarım her biri.
MEHMET AYAN: 24 YIL GİBİ GEÇEN 30 DAKİKA!
Sert rakip ile oynadığımız belliydi de mukavemet gösterecek mahareti sergilemek nasıl olacaktı? Vedat Muric ile Asllani dışında yetenek seti olarak yanımıza yaklaşamayacak rakibimize ilk yarıda zaman zaman teslim olduk. Vedat Muric’in 30’ların başında kaçırdığı pozisyon defomuzu, sağ bekimiz ve sağ stoperimizin arasından gelen birkaç pozisyon ise derdimizin büyüklüğünü anlatıyordu.
Devreye 0-0 girdiysek biraz rakip beceriksizliği, bir parça şansımız, çokça da İsmail’in açık kapatmasındandı. Hiç mi hücum düşünmedik? Tabii düşündük! Dengesiz Kosova defansına sol kanat ağırlıklı yüklendik ana sadece Kenan ile olacak iş değildi. Sağ kanadımız pek işlemedi. Uzun vurduk bolca! Yanlış saymadıysam 13 yüksek top attık ilk yarı. 7’si Kerem’e, 3’ü Kenan’a, 3’ü boşa gitti. Derdimiz topu yere indirememekti.
İYİ Kİ VARSINIZ
İkinci yarıya iyi başladık. Gol güvenimizi tazeledi. İsmail yine bolca açık kapattı (sonlara doğru kramp girdi). Son yarım saat dengeli ve korumacı geçti. Artık iyi oynamak değil 24 yıllık özlemi bitirme vaktiydi. Bu saatten sonra analizdir, maç okumadır, öngörüdür gereksiz hale geldi. Yüreğimiz ağzımıza bazen geldi, korktuk! Zhegrova endişelendirdi bir parça, 83’te Kenan Yıldız fişi çekemedi. 87’de Uğurcan ipten aldı! Kalan dakikalarda yürek elde!
Bitti ve işte bitti... 24 yıllık hasret dindi... Sadece teşekkür... Sadece şükür... Sadece şükran. Emeği geçen kim varsa... 24 yıllık hasreti bitirenlere... Tek diyebileceğim... İyi ki varsınız. Ülke olarak çok ihtiyacımız vardı. Şimdi sıra az uykulu 3 günde...
BANU YELKOVAN: DÜNYALARA BEDEL BİR GOL!
Ölüp ölüp dirildiğimiz son dakikalar bittiğinde ve İngiliz hakem Michael Oliver karşılaşma boyunca çok az kullandığı düdüğünü son kez çaldığında, bu takım çoktan hak ettiği Dünya Kupası biletini sonunda cebine koydu. Bu kadar futbolla yatıp kalkan bir ülke olarak Dünya Kupası’na gitmemizden çok, bugüne kadar sadece iki kez gidebilmiş olmamız çok daha büyük bir muamma kuşkusuz ama bu başka bir günün tartışması.
DENGELİ VE SABIRLI BAŞLADIK
Kosova deplasmanında ilk yarı dengede ve sabırla oynandı. Türkiye topa daha çok sahipti ama Kosova geldiğinde daha net geliyordu. Uğurcan’ın tek elle çıkardığı o top, Kenan’ın taşıdığı her atak, Hakan’ın dokunuşları... Hepsi bir şeyin habercisiydi ama adını koymak için ikinci yarıyı beklememiz gerekti.
Türkiye istedi, zorladı, sıkıştırdı ve sonunda Orkun Kökçü’nün ceza sahasına gönderdiği orta mıydı, şut mu tartışılacak topa Kerem’in tarihi dokunuşuyla skoru açtı. Tesadüf bu ya, Romanya’ya attığı golle birebir aynı dakikada, 53’te golü buldu.
Bütün başarısına rağmen, yabancı basından bile istifa sorularına maruz kalan Montella’nın sabırla kurduğu oyun, golden sonra hızını düşürdü. İlk yarıda bekleyen, doğru anı kollayan Kosova artık risk almak zorundaydı. Ellerinden geleni yaptılar ama Uğurcan’ı geçemediler.
GİDEMESEK HERKES KAYBEDERDİ
Türkiye için skorun yeterli olması maçın son dakikalarını kalp çarpıntıları içinde, saniyeleri sayarak geçirdiği gerçeğini hafifletmedi. Son dakikalarda korner üzerine korner kullanan Kosova’yı, yaptığımız oyuncu değişiklikleri sonrası maç uzatmalara ya da penaltılara giderse nasıl çıkarız konusunu düşünmemeye çalışarak izledik. İngiliz hakem son düdüğü çaldığında futbol bize bir kez daha, yeri geldiğinde bir golün dünyalara bedel olduğunu gösterdi.
Son Avrupa Şampiyonası’ndan çeyrek final çıkaran, UEFA Uluslar Ligi’nde en üst klasmana yükselmeyi başaran bu jenerasyon bu Dünya Kupası’na gidemeseydi, sadece oyuncular için değil, sadece taraftarlar için değil, Dünya Kupası’nı izleyecek her futbolsever için büyük bir kayıp olurdu. Olmadı. Bu takım, ait olduğu ve çoktan hak ettiği yerde. Tebrikler.
Yorumlar
Kalan Karakter: