Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Türk Kadını 84 Yıl Önce Seçme ve Seçilme Hakkına Kavuştu...
Nevin BALTA

Nevin BALTA

Nevin BALTA

Türk Kadını 84 Yıl Önce Seçme ve Seçilme Hakkına Kavuştu...

17 Aralık 2018 - 18:04 - Güncelleme: 17 Aralık 2018 - 20:13

Türk Kadını 84 Yıl Önce Seçme ve Seçilme Hakkına Kavuştu

                                                                                                                      Nevin BALTA

            Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Osmanlı hukuk düzeninden farklı olarak  yeni  bir  hukuk düzenine geçildi. Eski şer'i hukuktan yeni laik hukuka yönelen Cumhuriyet kadroları medeni bir hukuk sistemine geçmekle toplumun dünyevi ve beşeri  ihtiyaçlarına  uygunluğu  ön plana almışlardı. Bütün uygar devletlerce de kabul edilen hukukun laikleştirilmesi prensibi eski  hayat kurallarını özellikle de kadının toplum dışında bırakılması esasına dayanan uygulamayı ortadan kaldırmıştı. Bu yolda atılan en önemli  adımlardan  biri  olan  17  Şubat 1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, çağın gereklerine uygun olarak kadının toplumdaki değerini tanımış, özel hayata ilişkin işlerde kadınla  erkek  arasındaki  eşitsizliği  ortadan kaldırmıştı. Boşanmanın yalnızca erkeğe tanınması, miras konusundaki eşitsizlik ve şahitlikte de iki kadın bir erkeğe denk sayılması gibi insan haklarına  aykırı  olan ve kadın haklarına gereken yeri vermeyen Şer’i hukuk sisteminden laik ve medeni hukuk sistemine geçilmesi kadınlara büyük yenilikler getiren önemli inkılaplardandı.

            Atatürk Cumhuriyet'i kurarken gerçekleştirdiği inkılap ve reformların başarısını,  büyük  ölçüde kdın haklarındaki gelişmeye bağlamıştı. Toplumların sosyal yapılarındaki temelin sağlamlığının, kadının iyi eğitilmesi ile kurulabileceğini gözlemleyen Atatürk, 1925'te Kastamonu'da yaptığı konuşmada şöyle der: “Toplumu kalkındırmak istiyorsak, izlememiz gereken daha emin ve daha etkili bir yol vardır. O da Türk kadınını çalışmalarımıza ortak etmek, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, kadının, bilimsel, toplumsal ve ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı,  yardımcısı ve  koruyucusu  yapma  yoludur.” Bu  konuşma   ile  kadın-erkek   eşitliği  ilkesini   açıkça ortaya koyan Atatürk, Birleşmiş Milletler’in, 20  yıl  sonra  kabul ettiği Evrensel İnsan Hakları Bildirgesinin 1. ve 2 . maddesi ile yayımladığı ilkeleri, çok daha önce dile getirmişti.

            31 Ocak  1923 yılında  İzmir'de  yaptığı  konuşmada  şöyle der:  “...şuna  inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir ...” Yine aynı yıl Türk kadını için Atatürk şunları vurgular: "...bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir ..."

            Atatürk, 1923 yılının Ocak ayında yaptığı şu konuşmasıyla kadının sosyal statüsünün bir toplumun kalkınması için ne denli önemli olduğunu dile getirmiştir. “...Bir ulus ilerlemek ve uygarlaşmak isterse, özellikle bu noktayı temel olarak benimsemek zorundadır. Kadınlarımız da bilgin olacak ve erkeklerin geçtiği bütün öğretim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar, toplumsal hayata erkeklerle birlikte yürüyecek, birbirlerinin yardımcısı  ve  destekçisi olacaklardır ...."

            1924 Anayasası' nda yer alan eğitimin birleştirilerek  laikleştirilmesi  uygulaması ve 3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretimin Birleştirilmesi) ile ilkokul, kız-erkek ayrımı yapılmaksızın herkes için zorunlu hâle getirildi ve millî eğitim dönemi başlatıldı. Eğitim alanındaki bu büyük atılım aynı  zamanda kadına  eğitimde fırsat  eşitliğini  de getiriyordu. Oysa iki  cinsin  eğitimden  eşit olanaklarla yararlanabilme hakkının Almanya'da  1908  yılında,  Çin' de  ve  Mısır' da  l929'larda elde edildiğini ve her üç ülkede bu  hakkın  uzun  kadın  mücadelesi  sonunda  kazanıldığını görüyoruz.

            Atatürk' e göre laiklik, akılcılıktır,  bilimselliktir.  Bilimselliği  ise  genç  kuşaklar,  eğitim  birliği içinde alabilirler. İşte Atatürk'ün bu laik eğitim anlayışı sonucunda ülkedeki okuma-yazma oranı  özellikle  kadınlar  arasında  oldukça yükselmiştir.  Kadınlardaki  okuma-yazma  oranı 1935'te  % 9.81 iken,  1990'da   % 71.95'e  yükselmiştir.  Erkeklerde  ise  1935'te 29.35  iken  1990'da  % 88.78 olmuştur.

            Medeni Kanun'un verdiği yasal haklarla, 1933 yılında  uygulamaya  geçilerek,  Türk  kadını yerel yönetimlerde seçme ve seçilme hakkına sahip kılındı. Türk kadını, milletvekili  seçme  ve seçilme  hakkına  5  Aralık   1934  tarihinde  Türkiye Büyük Millet  Meclisi'nde  kabul  edilerek,   11 Aralık  1934 tarihli 2877 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2598 Sayılı Kanunla kavuştu.  

            Atatürk'ün  önderliğinde  Malatya  milletvekili  İsmet  İnönü  ve  191 arkadaşının  girişimiyle Türk kadını bu hakkı, gelişmiş ya da gelişmemiş birçok ülkeden çok önce elde etti. Nitekim demokrasi ile yönetilen ve kendilerini uygar  olarak  niteleyen  bazı  milletlerin  kadınları  bile, siyasal  haklarını  Türk kadınlarından  çok sonra alabilmişlerdir.

            Türk toplumunda çağdaşlaşmayı her şeyden  önce  bir  yaşam  davası,  bir  var  olma mücadelesi olarak kabul eden Atatürk, 5 Aralık 1934 tarihli  yasa  için  şunları  söyler:  “Bu  karar Türk kadınına içtimai ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını evdeki medeni mevkiini seldhiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvciffakiyetler göstermiştir. Siyasi hayatta, Belediye Seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını, bu sefer de mebus seçme ve seçilme suretile haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu seldhiyet ve liyakatla kullanacaktır. Bu notla en mühim inkılaplardan birini anmış oluyoruz.”[1]

                1934 Anayasa değişikliğinden sonra yapılan ilk genel seçimlerde kadınlar ilk defa oy kullandı.

            1934'te kadınların yasama ve yürütme organlarına seçme  ve  seçilme  haklarının kazanılmasıyla 1935'te yapılan ilk seçimlerde Meclise 18 kadın milletvekili girdi. Bu milletvekillerinin isimleri;  Mebrure  Gönenç  (Afyonkarahisar),  Hatı  (Satı)  Çırpan  (Ankara), Şükran Örs-Baştuğ (Antalya), Sabiha  Gökçül-Erbay  (Balıkesir),  Şekibe  İnsel  (Bursa),  Huriye Öniz (Diyarbakır), Dr. Fatma Memik (Edirne), Nakiye  Elgün  (Erzurunm),  Fakihe  Öymen (İstanbul), Benal Nevzat Iştar-Arıman (İzmir), Ferruh Gürgüp (Kayseri), Bahire Bediz Morova (Konya),   Mihri   Pektaş   (Malatya),   Meliha   Ulaş   (Samsun),   Esma   Nayman   (Seyhan), Sabiha Görkey (Sivas), Seniha Hızal (Trabzon), Hatice Özgener (Çankırı) 1935'teki kadın milletvekillerinin  sayısı,  o günkü  Meclis  yüzdesinin  % 4.6'sı kadardı.

            1935'ten 2015  seçimlerine kadar parlamentodaki kadın milletvekillerinin oranları şöyle: 1935’te 18 kadın milletvekilinin toplam içindeki payı % 4.6, 1939’da 15 kadın milletvekili payı %  3.8; 1943’te 16 kadın milletvekili payı % 3. 7; 1946’ da 9 kadın milletvekili payı % 2.0; 1950’de 3 kadın milletvekili payı % 0.6; 1954’te 4 kadın milletvekili payı % 0.7; 1957’de 7 kadın milletvekili payı % 1.1; 196’de 3 kadın milletvekili payı % 0.7; 1965’te 8 kadın milletvekili payı % 1.8; 196’da 5 kadın milletvekili payı % 1.1, 1973’te 4 kadın milletvekili payı % 0.9, 1977’de 4 kadın milletvekili payı % 0.9; 1983’te 12 kadın milletvekili payı % 3.0; 1987’de 6 kadın milletvekili payı % 1.3; 1991’de 8 kadın milletvekili payı %  1.8, 1999’da 22 kadın milletvekili payı % 4; 2002’de 24 kadın milletvekili payı % 4.4,; 2007 50 kadın milletvekili payı % 9.1; 2011 79 kadın milletvekili payı % 14.4; 2015’te 76 kadın milletvekili payı % 13’tür.

1935-2011 yılları arasında Kadın Milletvekillerinin Meclis’te temsil oranı, 2011 yılında % 14, 4 ile 79’a sayısına yükseldi.

21 Temmuz 1946’dan itibaren yapılan milletvekili seçimleri göz önüne alındığında Kasım 2015 Genel Seçiminde yani 26. Dönem’de kadın milletvekili sayısı % 14,9 oranı ile 82'ye yükseldi.24 Haziran 2018 tarihinde yapılan 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nin kesin olmayan sonuçlarına göre, Meclis’e giren 600 vekilin 103’ü kadınlar, 497’si erkeklerden oluşuyor. 33 ilden hiç kadın aday çıkmadı. 26. Dönem’de yüzde 14,9 olan kadın oranı, 27. Dönem’de yüzde 17'ye çıktı. 27. Dönem’de AKP, 49 kadın milletvekili, CHP, 18 kadın milletvekili, MHP, 4 kadın milletvekili, HDP, 23 kadın milletvekili, İP, 2 kadın milletvekili sayısına ulaştı. Kadın vekil oranının en yüksek olduğu parti ise HDP.

İlk yazılı Anayasa olan “Kanuni Esasi”nin 23 Aralık 1876 yılında yürürlüğe girmesi ile başlayan 142 yıllık demokrasi tarihimizin 24 Haziran 2018 tarihli son seçimleri yapıldı. 27. Dönem’de TBMM’deki kadın milletvekili sayısı 74'ten 78'e çıktı. AKP'den 39, CHP'den 14, MHP'den 3, İYİ Parti'den 3, HDP'den 19 kadın milletvekili olarak Meclis'e girmeye hak kazandı.

Türk siyasal hayatındaki seçimleri tarihi seyrine baktığımızda 1876 Anayasası’ndaki hükümlere göre yapılan seçimler sonucunda ilk Türk Parlamentosunun 20 Mart 1877 tarihinde açıldığını görüyoruz. İlk Anayasa’nın kabulünden bugüne kadar geçen süreçte, siyasal tarihimizi şekillendiren pek çok seçim yapıldı. Yaklaşık 150 yıllık siyasal hayatımızın, 1920’den 2018’e kadar geçen 98 yıllık döneminde yapılmış olan milletvekili seçimlerinin büyük çoğunluğunda kadın milletvekili sayılarına bakıldığında özellikle Cumhuriyet sonrasındaki seçimlerde bu açıdan büyük bir başarı kaydedildiği gözleniyor.

Nevin BALTA

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar